Gavur Cenazesi

O an

 

“Apo’nun oğlu ölmüş” dedi Recep heyecanla. İşçi.

“Hadi! Nasıl?” dedi Halil şaşkınlıkla. Patron.

“Kaza geçirmişler. E-5’te. Üç beş araç birbirine geçmiş… Girmiş.”

“Yok ya!”

“Valla”

“Sen ner’den duydun?”

“Arsen dedi çarşıda”

Eller muşambayla kaplanmış masada. “Bi’ sigara versene.”

 

2 saat sonra

 

“Abi duydunuz mu olayı. Apo abinin oğlu ölmüş” dedi Osman Kaptan.  Müşteri. Daha doğrusu müşterilerden birinin yat kaptanı. Eh o da müşteri sayılır.

Aynı mekan. Aynı şaşkınlık. Fakat bir tutam alışmışlık.

“Duyduk yaaa!” dedi Halil. Sesinde yapmacık bir üzüntü.

“Gidek mi cenazesine?”

“Olur”

“Ben de geleyim, Aramız iyiydi Apo’yla” dedi Recep.

Masada sükut. Zihinde ikrar.

 

1 gün sonra

 

“Abi ne giyiyim, böyle gidilmez şimdi. Ceket falan mı giymek gerek?” diye sordu Osman Kaptan.

“Renksiz gömlek giy. Kumaş pantolon. Kravat takma. Çok abartma işte, temiz giyin sadece” dedim.

Tamam hacı”

Konuşmayan tek işçi, emmoğlu, müstehzi bir tonda, “Kravat da tak sen”

“Takayım mı?”

“Tak tak, papyon daha iyi”

Bir bıyık altı gülüşü.

“Ne gülüyon oğlum, kaç kez gittim gavur cenazesine!”

Sessizce evlilik programını takip eden patronun kaşlar aşağı inip tebessümleri silip attı.

“Ne gavuru lan, gayrimüslim desene. Müşterimiz onlar”

2 gün sonra

 

“Erken geldiniz” dedi emmoğlu.

“N’apıyım oğlum sıkıldım ayakta dikilmekten” dedi Recep.

“Eee nasıldı?”

“Yav Apo abi yıkılmış be. Dev gibi adam. Pert olmuş. Hagop abi pert. Bir kız varıdı, sevgilisi galiba, o böyle perişan. Annesi desen daha perişan. Hiç öyle görmediydim onları. Genç ölümü zor be. Bi’ de adamın tek oğluymuş.”

“Öyle”

“N’oldu, Halil geldi mi?”

“Yok daha gelmedi”

Sırıtarak, “Ya bunların adette cenazede bağış yapcakmışın. Biz de çıkarken sıradayız. Halil elli kağıt attı. Benim cepte metelik yok. ‘Halil borç ver hele’ dedim. Verdi. Sonra Osman da elli lira istedi. Onda da yoğumuş. Halil bir şey diyemiyor. Çıkartıp verdi.”

Bir kahkahadır koptu masada.

Halil, pintiler şahı çünkü.

“Kiliseye mi gidiyor para, ailesine mi?” dedi emmoğlu.

“Lan ne bilem nere gidiyor, onu mu soraydım? Adetmiş işte” dedi Recep.

Hee” dedi birkaç kişi sanki bunu iyi bellemiş gibi.

“Apo’nun adı da Abraham’mış. Abraham Güzelyan. Orda öğrendim. Bu bizim Osman Kaptan da patronu önünden geçince bir telaşlandı, bir telaşlandı ki görmen lazım. Halil’e diyor ki ‘Abi içeri girsek mi?’. Patrona gösterecek kendini. Neyse yarım saat sonra patronu dışarı çıktı da bi’ göründü sonra vınn. Ben de daha fazla dikilmiyim dedim. Kalabalık. Duruyoz öyle armut gibi. En sonu bi’ karambolde ufaktan topuk. Doğru Aksaray. Mekana. Yedim bütün parayı.”

“E hani paran yoktu?” dedi emmoğlu.

Yoktu oğlum!”

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.