Güzellik üzerine ve o kız, o çocuğa nasıl bakıyor

Kaç insan var dünyada? O kadar “güzellik” tanımı var. Neye, niye güzel denileceği toplumsal olgulardan tutun dinsel standartlara kadar değişiyor. Bazı fildişi kule müteahhitlerinin zoraki tanımları da bize güzelin ne olduğunu dayatıyor.  Barbie’nin ölçülerinden dizi başkarakterlerine kadar hemen her yer planlanmış güzellikle dolu. Peki ama güzellik, fiziksel görüntü ile mi ölçülür gerçekten? İç güzellik, çirkinlerin bir uydurması mıdır? Öncelikle bunu hakkıyla tasnif etmek lazım.

TDK, güzelliğin 12 tanımını yapıyor ve ilki şu: “Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran”. Gördüğünüz, güzeldir diyor. Basit mantıktan yürürsek, gözle göremediklerimiz güzel olmuyor yani? Saçma. Başka taraftan yaklaşalım. Klasik manasından sıyrılırsak, geçici olan şey gerçek midir? Sözgelimi bir göl, kuruduğunda yine göl müdür? Göllüğünü yitiriyorsa ne kadar değeri vardır? Değişim vasfı eritiyorsa ne kadar gerçektir? Eğer gerçek denilen şey zaten tam da bu ise, kaypak değil midir? Güzellik de bu minvalde geçici midir? Öyleyse kıymeti harbiyesi kaç kuruştur?

Muratcan, Kasım 2012’deki yazısında “Hakiki güzellik anlatılmaz. Hakiki güzellik anlatılamaz. Tarif edilemez, açıklanamaz. Dil denilen kepazeliğin soğuk parmaklıklarına hapsedilemez o. Güzellik yalnızca tecrübe edilir, onun önünde kendinden geçilir, dövünülür, cezbeyle akla veda edilir. Güzellik seni ağlatır delice, parça parça eder. *** ”diye tanımlamıştı. Bu bahsettiği fiziksel güzellik. Benim gözümde kaypak olan. Sahte ve geçici. Dolayısıyla gerçekliği şüpheli. Belki hoş, belki çekici, ama güzel değil. Burnun ucundan geçen ve rüzgarla yitip biten bir gül kokusu misali. Asıl güzellik görülmeyendir halbuki. Unutulmayandır. Kalbi titreten değil, kalp ile yeksan olandır. Bir iki seneye unutulan bir yüz ne kadar güzel olabilir ki?

Bundan iki hafta önce otobüse çok “güzel” bir kadın bindi. Gözler sinsice kadını süzdü. İnsanların üzerinde bıraktığı etki o kadar deruniydi ki şahit olmak lazım. Fakat kadın konuşmaya başladığı andan itibaren emanet gözler alelacele bakışlarını kaçırdılar. O kadar itici, o kadar rahatsız ediciydi ki verilen statüsü bir anda elinden alınıp vasatın çok altına itildi. “Güzellik” denilen şeyin yitimi için yıllar gerekmiyor, saniyeler içinde dahi değerini böylece yitirebiliyor. Fakat bu da şöyle eleştirilebilir: O kadın, güzelliğini yitirmedi, ilgiyi yitirdi. Hayır! Güzellik, madem gözle ilgili ve o gözler artık bakmaz oluyor, o zaman o artık güzel değildir. Üstüne üstlük, “güzel”liğe atfedilen değer eğer birkaç saniyeyse ne kadar değersizdir. Düşünsenize, birisini uzun süre görmediğinizde yüzünü unutuyorsunuz. Sahte güzelliği zihninizden silinip gidiyor çünkü kıymeti ancak o kadar. Fakat asıl güzellik bakidir.

Madem fiziksel görüntü bu kadar geçici ve sahte, peki gerçek olan ne? Bir arkadaşım falanca güzel insandır, demişti. Güzel bir girizgah. Tanıştığınız bir kişinin fiziksel görüntüsü size itici gelse bile zamanla görüntüsü kaybolur ve karakteriyle karşınızda durur. Görmezsiniz. Daha doğrusu gözlerinizle betimlemezsiniz ve gerçek güzellik o zaman ortaya çıkar.  Hani, “O kız o çocukla nasıl!” diye cümleler kuruyorsunuz ya, bu sebepten dolayı işte. Kişinin nitelikleri, mizacı  ve ahlakı, duruşu, düşüncesi; kısaca görünmeyen her şeyi. Bunun süresi daha uzundur. Herkes beşikten mezara muhafaza edemese de çoğunlukla belli bir güzellikte seyreder, bazı modifiyelere uğrasa da. Sıfatların seyyahlığı söz konusu değildir, dolayısıyla geçicilik girdabına hemen hiç batmadan süzülür gider, gerçek olur. Güzellik de bu platoda böylece vücut bulur. Osmanlı zamanındaki kulaktan aşık olmalarla, günümüzde retinalara yapışan ışığın sunduklarıyla güzel-lik bulunamaz. O, gözün gördüğünün ötesindedir. Aşık Veysel’in göremeyen gözündedir. Mecnun’un kara kuru Leylasındadır. Yeldedir, denizdedir. Her yerdedir. Fakat görebilmenin tek yolu gözleri kapatmaktan geçer.

*** http://munferitvakalar.com/index.php?articleid=26

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.