I. Dünya Nitelik ve Nicelik Savaşı

Niteliğin mi yoksa niceliğin mi önemli olduğu konusu aslında çok tartışma götürür bir mesele ama bir o kadar da saçma. Pazarcı esnafı bile tonlarca malla haşır neşir olmalarına rağmen niteliğin (ürünün kalitesinin) ona daha çok para getirebileceğini bilir. Bunu zamanında pazarda da çalışmış birisi olarak söylüyorum. Meselenin fikri boyutunda da bu, daha kuvvetli bir şekilde geçerli. Netice ise değişmez bir şekilde karşımızda duruyor: Herhalde nitelik önemli! Buna kimsenin itirazı olamaz ki zaten. Fakat, tartışma burada başlıyor, niteliğin bu önemi, bize niceliğin önemsiz olduğunu mu gösteriyor? Arada bir zıtlık mı var ki böyle bir akıl yürütme yapıyoruz?

Evvela, nicelik meselesi edebiyat dünyasında okura ulaşmak şeklinde kendisini belli ediyor. Fakat ne hikmetse bazı arkadaşlar, daha az okunmak ile iyi yazıyor olmayı kendi zihinlerinde evlendirmişler ve bire bir göbekten bir ilişkileri olduğu yönünde tuhaf bir düşünceye kapılmışlar. (Buna biraz da yaşadığı zaman diliminde kıymeti bilinmeyen yazarların hayat hikayeleri neden oluyor.) Hatta nicelik sevmezciliklerini daha da öteye götürüp örnekler sıralıyorlar. Mesela akıllarına hemen Kafka’nın “Ben ölünce her bişilerimi yakın anacım.” vasiyeti geliyor. Bunu problematize edelim şimdi.

Bilinme İsteği

Kafka, eğer gerçekten, ama gerçekten bilinmeyi istemeseydi bizim Kafka’dan haberimiz olmazdı. Ama arkadaşı yayınlamış zamazingolarını geçelim. Arkadaşının o yazılardan nasıl haberi olmuş, vahiy mi inmiş? “Nitelikli” olan o arkadaşın bilmesi de bir noktada niceliksel bir adım değil mi? Sonuçta ortada 1 kaynak (yazar), -en azından- 1 de alıcı (okur) var. O 1’in üzerine koyduğunuz herhangi bir sayı sizi niceliksel yolculuğa çıkarır. Durumun mantık-çıkarımsal açıklaması bu. Dolayısıyla, gerçekten bugüne kadar duymadığımız kişiler eğer herhangi birisine ne yazıp ettiklerini açıklamamışlarsa (çünkü açıklamak, bilinme isteğinden ileri gelir) bu meselenin tek samimi savunucuları onlardır. Onun dışındakiler fasafiso kanaatımca. Örneğin, günlüklerini ölüm döşeklerinde birilerine bırakan kişilerin düşmüş olduğu bu bilinme isteği o kadar kuvvetli ki görüldüğü gibi ölüm-sonrasını da kapsıyor. Yine de bu bilinmeyi istemezükçülerün bu düşünceye inanmaya sonuna kadar hakları var ve buna sonuna kadar da saygılıyım, ama herhangi bir şekilde nitelik-nicelik eleştirisi yapıldığında şartellerim atıyor ve bunu yapan kişiyi çelişki içerisinde görüyorum. Yukarıda da dediğim gibi herhangi bir niteliksel gruba ulaşmanın yegane yolu niceliksel eylemden geçmek zorunda. Bu ise bizi başka bir soru(n)a çıkartıyor: Nitelikli kişileri nasıl belirleyeceğiz?

Nitelik ve Nicelik
Soldaki resme bakalım. Kırmızı ile çevrelenmiş olan yapraklar nitelikli kişileri (okurları), diğerleri de niteliksizleri temsil ediyor. Bu ağacın yapraklarının insan sayısı kadar çok olduğunu farz edelim.

Ortaya bir ürün koyan yazar arkadaşımızın bu olağanüstü eserini okumuş olan nitelikli 1 ve 2 numaralı arkadaşları, 3’den 7’ye kadar olan diğer nitelikli arkadaşlardan daha kıymetli kılan ne tam olarak? Belki 1 ve 2’den çok daha nitelikli kişiler bunlar. Niceliksel korkulara ve küçümsemelere başvurup resimdeki gibi niceliğe dur demek için siyah bir set çektiğinizde 2’den sonraki nitelikli kişilere nasıl ulaşabilirsiniz? Amaç, eğer ulaşmak değilse sorun yok ama bu, nitelik-nicelik eleştirisi ile yapılamaz.

Olayın bir diğer boyutu da, niceliksel büyümede bu yakındaki nitelikli gruptan daha nitelikli kişilerin çıkmayacağını nasıl öngöreceğiz? Yine resimden yola çıkarsak, 3’ten 7’ye kadar olan niteliklilerin etrafındaki diğer niteliksiz kişilerin zamanı gelince iyi birer nitelikli kişi olabileceği ihtimalini nasıl görmezden geleceğiz? Malum o olağanüstü eseri vücuda getiren yazar da bir zamanların niteliksiz bir elemanıydı. Dolayısıyla, çifte çelişki var aslında. Alper Görmüş 3 Ekim tarihli AJT yazısında -konuyla gram ilgisi olmasa da- şöyle demiş: “Marksistlerin başvurmayı çok sevdiği, ‘niceliksel birikimler bir noktada niteliksel sıçramaya yol açar’ düsturu” tam da şu an dediğim noktayla ilgili işte.

Sonsöz

Nitelik ve nicelik, birbirini besleyen şeylerdir ve birbirinin antitezi şeklinde değerlendirmek insanın kendi kendini düşürmüş olduğu bir çelişkiden başka bir şey değildir. Niteliksel-niceliksel metotların araştırma sürecinde kullanılması dışında hiçbir somut karşılığı yoktur. Zaten onlar bile birbirinden doğup birbirlerini besleyebilirler, aralarında bir zıtlık kurup bu yekvücutluğu görmemek biraz burjuva şımarıklığına benziyor. Yahut sadece bakıyor olmaktan ileri geliyor, hadi hüsnüzanı da elden bırakmadan öyle bitirelim bu bahsi.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.