Postmodern Pandemi: Düzenimiz Bozulmasın

İnsan, düzeninin bozulmasından korktuğu için harekete geçmez. O anki durumunu muhafaza etme güdüsü ve içten içe daha iyiye kavuşma isteği –yani bencilliğin babası- onu haklı olduğu davada haksız kılar. Pısırıklık, ruhuna öyle bir sirayet etmiştir ki vücuduna dahi tesir eder. Gözlerinin ışığı değişir. Ellerinin duruşu değişir. Yüzünün rengi cephe değiştirir.

Oysaki anlattıkları veya yarım yamalak inandıklarını yapabilmeye biraz gayret etse belki de bir şeyleri değiştirecek, hiç olmazsa safını belli edecektir karınca misali. Kendinden öncekiler ne yaptıysa onda sabit kalır, yapamaz. Çünkü korkaktır. Yapmadığı gibi sesi de çıkmaz. Diline şeytan işemiştir.  Konuşması gerektiği yerde lal taklidi yapar.  Bazısı da konuşarak susar. Onlar daha aşağı bir seviyededir. Kaybedeceklerinin kazanacaklarından daha çok olduğunu düşünür. Hesapçıdır. Çıkarcıdır çünkü. Bu dünyanın bir gayesiz yürümeyeceğini bilmeyecek kadar zırcahildir. Yazıktır. Günahtır.

İşin komik tarafı ise milyar kişinin muzdarip olduğu mutsuzluk paradigmasına bulaşmıştır. Utanmadan bir de nedenini sorgular. Her bir boku yemesi gerektiğini düşünür, afiyetle yer ve neden der. Neden mutlu değilim? Büyük resmi hiçbir zaman göremez. Körlük bulaşıcıdır çünkü. Önüne set koyulan kayayı kaldırmayı aklından geçirmez. Geri bile dönmez. Kabul eder. Ruhsuzluk pandemiktir çünkü.

İki kat ömür yaşayıp da sonunda yapmadığına pişman olanların duyduğu ömür süsüdür onun atmadığı adımının adı: Düzenimiz bozulmasın. Bunu da asla kendisine söylemez. Asla söylemez. Birisi ima ettiğinde de itiraz eder. Zamandır, mekandır, durumdur. Uygun değildir. Vakti gelince yapılır. O vakitse hiç gelmez. Sonra Raif Efendiler ordusunda bir nefer olur ve sanki hiç yaşamamış gibi uyur gider.

Ne mutlu o kişilere ki düzeni bozuk mutlular olarak bu diyardan gider, ama asla bitmezler.

About

View all posts by

One thought on “Postmodern Pandemi: Düzenimiz Bozulmasın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.