Toplu Taşıma Öyküleri 7 – İstanbul Şüphelileri

Son bir finalim kalmıştı. Bitsin artık bu çile diyordum. Öyle desem de, zaman iflah olmaz nehir, bizim elde var yine sıfır. Okul da zaten kesat mı kesat. Bari bu son sınavı adamakıllı vereyim de nazar boncuğu olsun diyorum. Fahri başarı ödülü falan verirler belki. Buraları sallayalım şimdi, sinir bozucu olan şey sınavı sabahın körüne koymuşlar. Saat 09.00. Karga, bokunu yemeden yola koyulacağım ki yetişebileyim. Evvelki gün de yağmur yağmış, yani trafik farz. Gerçi sanki güneşli olsa trafik olmayacak. Güldürdün İstanbul.

Köprü yağmurEvden çıkar çıkmaz Ocak ayının zemheri-muştulayan ıslak soğuğu burnumdan girdi, bütün uzuvlarımı sıra sıra fethederek aldı yürüdü. Rüzgar da şakacı köftehor, yüzüme yüzüme vuruyor. O vurdukça vücut da sendeliyor. Şu anoreksik fukaraları alır götürür ayaz. Göz açtırmıyor, o kadar. Durağa nasıl vardım bilmiyorum. Rüzgardan ancak yakasını kurtarmış bir grup insan durağın iç taraflarına üşüşmüş. Yolcu akrabalığı, ben de hemen sokuldum. Beklemeye koyuldum. Ulan soğukta da sıcakta da gelmiyor bu otobüs. Ne zaman her şey tıkırında, o da gelir. Neyse. Tıklım tıklım olan bir ikisine hiç davranmadım.

Nihayet körüklülerden birisi yanaştı durağa. Hemen seğirttim.  Arkamdan ittiren teyzeden önce bindim. Fakat bindikten sonra muavinin durduğu yerden ileriye gidemedim. Otobüs hınca hınç. Bi’ de içerisi vücut ısısından hamam olmuş, otobüsün kliması vatandaş.

Şivesinden doğulu olduğu anlaşılan genç muavin, yolculara: “Arhaya ilerleyün.” dedi.

Birkaç homurtu yükseldi orta taraftan, ama hareket yok. Homurtu dediğim sövüyorlar. Muavin bir daha davrandı, yine sallayan yok. Arka taraflardan yaşlı bir adamın belli belirsiz sitemini duyduk. Ne dediğini çıkartamadım.

Otobüs yavaş ilerliyordu. Kaza olmuştu galiba. Ya da o yağmurlu havalarda esrarengiz bir şekilde azami seviyeye çıkan araç sayısı yüzündendi.

Dört-beş durak sonra birkaç kişi inmiş olacak ki ufaktan orta tarafa doğru ilerleyebilmiştim. Trafik de çözülür gibi olmuştu. Buğulu camlara bakıyordum ki karalara bürünmüş, kırklı yaşlarında bir kadının sert bir şekilde arkasına döndüğünü gördüm. Benden biraz ötede cereyan ediyordu hadise, ama yine de tam cepheden görebiliyordum.

Kadın bağırdı:“Beyfendi, lütfen çekilir misiniz şurdan? Bu kadar terbiyesizlik de olmaz artık!”

Herkes bir anda bağırtının muhatabı olan adama çevirdi bakışlarını. Yanakları bir anda kıpkırmızı kesildi adamın. Sanki bir şey demek istiyor, ama diyemiyordu. Boğazının hareketlenmesinden birkaç kez yutkunduğunu anladım.

“N’oldu ki?” dedi afallayarak.

Kadın, şoföre doğru, dolayısıyla benim olduğum tarafa bir bakış atıp “Otobüsü durdurun!” dedi, sonra tekrar adama dönerek: “Beyfendi iner misiniz, benimle karakola gelceksiniz!”

Adam melül mahzun bakıyor, ama yine cevap vermiyordu. Kadın makineli tüfek gibi saydırıyordu.

Adam, “Bir şey yapmadım ki.” diye tekrar etti yalvarırcasına, ama daha kısık bir ses tonuyla.

“Şoför bey!” diye bağırdı kadın tiz sesiyle. “Durdurun otobüsü!”

Otobüs biraz yavaşlamıştı, ama kadın söylediği için değil de trafikten dolayı. Şoför, boş yolu yakalar yakalamaz kadını umursamayıp gaza yüklendi. Kadın bu harekete köpürdü. Bu sefer şoföre saydırıyordu. Hep aynı zihniyetmiş, herkes pislikmiş, ne biçim heriflermiş falan epey saydı. Diğer durağa gelinceye kadar taramalı tüfek gibi yardırdı. Ben ikisinin arasında olduğum için şoförün, “Çattık. Bir gün de böyle biri çıkmasa dişimi kırcam.” dediğini duyabildim.

Otobüs durağa yanaşınca ne olacak diye bekledik. Kadın, şoföre o kadar öfkelenmişti ki durağa gelince indi hemen. Demin çemkirdiği adama bakmadı bile. O ise olduğu yerde çakılı kalmıştı. Kendisine çevrilen bakışları görmemek için yere bakıyordu. Yanaklarının allığı ben otobüsten inene kadar kaybolmadı.

Adamı inceledim de, zanna kurban bir sanık da olabilirdi, zemmedilmeyi hak eden bir mahkum da. Fakat nasıl hissetmişti acaba?

Yavaş ilerleyen otobüs sanki hızlı gitmiş, ben düşüncelerde gezinmiş, nihayetinde ineceğim durağa gelmiştim. Bu olay olmasa İstanbul trafiği, hele yağmur yemiş İstanbul trafiği nasıl bu kadar çabuk bitebilirdi? Gerçi düğmeye basmayı unutmuş ve “Orta kapıyı açar mısın!” diye iki üç kez bağırmak zorunda kalmış, ikincisinden sonra o herkese olan endişe haline düşmüştüm –biraz da rezil oldum hissine-, ama yine de farklı bir yolculuğa şahit olmanın verdiği ruh haliyle indim ve yoluma devam ettim. Yol bitmezdi. Yolculuk da… Hele İstanbul’da. Yağmur yağıyorken sabah vakti.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.