Ustalar ve Çıraklar

Kendimizi bildik bileli ustalar var. Ustaları doğuran çıraklar da. Bunlar aslında birbirini hem tamamlar hem baltalar. Şimdi, gelin biraz ustalık ve çıraklıkta; sanat ve sanatçılıkta gezinelim de neymiş dertleri bi’ öğrenelim. Tabii,  benim ilgilendiğim kısım daha çok bugünkü durum.

Evvela, hani bugün bir algı vardır ya, sanatı olsun bir kenarda, diye; işte o hikaye. Yok öyle bir dümen. Zanaat ile sanat ayrıldığından beri yani modernizmle beraber ustalar robotlaştı. Makinelerle yarışmaya çalıştılar kaplumbağa misali. Bugün de öyle. Bazılarını hadi istisna tutalım, ama kalanı hep aynı: İki ayaklı makineler. Dolayısıyla üretilen “şey”in sanatla pek bi’ alakası yok. Eğer bu birbirine benzer “şey”ler sanatsa ve makineleşmek de artık bugünün bir gereğiyse, en büyük sanatçının Steve Jobs olması gerek. Değilse, bir marangoza, boyacıya, popüler edebiyatçıya sanatçı demek saçmalığın daniskası oluyor. Sanat dediğin eşsizdir ve “güzel”i (yahut “çirkin”i) sunar, isteneni değil.

Usta ve ÇırakIsmarlama sanat olmaz. Ismarlanan şey maldır. Dolayısıyla başta da dediğim gibi sanat ile zanaat bu noktada ayrılıyor. Tabi ki Rönesans döneminin “patron”ları ve “sanatçı”larını da hesaba katmak lazım. Gerçi “patron”un manasının bugün işveren olması da başka bir ironi. Yine de keskin sınırlar çizmek abes. Fakat bugün sanat yaptığını iddia edenlerin çoğu boşuna caka satanlar oluyor. Bu bağlamda zanaatkarların, popüler “sanatçı”lardan pek bir farkı yok. Tribüne oynarlar. Dolayısıyla unutulacaklardır. Çıraklarsa zaten hiç bilinmeyecek, usta olduktan sonra onlar da unutulacak, dravdan hatırlanıp. Madem konu geldi çıraklara, biraz da onlara değinip noktalayalım.

Ustalar en az çalışan işçilerdir. İşin yüzde doksanını çıraklar yapar (belki yüzde yüzünü), ustalarsa işin kaymağını yer. Çeneleri ellerinden daha çok çalışır. Zaten çıraklar, ustalıklarını ustalardan almazlar. “Eğitim”leri boyunca çoğunlukla kendi kendilerine buldukları pratik yöntemlerlerle bu edinime kavuşurlar. Ustalarının gösterdiği yolları unutmazlar, ama yöntem farklılaşır. Aynı olanlarsa boş adamlardır. Bu yüzden bugün, hemen her ustanın yaşı ileridir, ama meslekle yaşlanmaktan ziyade çoğu zamanla yaşlanmıştır. Yerlerinde sayarlar. İşin yapılışını öğrenmişlerdir, ama püf noktalarında eksiktirler. Çok fazla usta olmadığı ve biz, modern avam olarak o işten bihaber olduğumuz için aldatılırız. “Şurası niye şöyle” dediğimizde bir yığın teknik zımbırtı duyarız, ama istediğimiz yapılmaz. Ustalar çakallık yapıp bizi oyuna getirirler. Çoğu çırağın da ustalarından kaptığı işin bu puştluğudur. Mesela, 2 günlük iş için 2 milyar alan usta o işi 2 günde bitirmez; yayar beş güne ki müşteri kıllanmasın. Bunu genele yayabilirsiniz. Sahte “güzel”lerin bize nasıl sunulduğu, neye mal olduğu ve ne kadar dayandığını düşünmek yeter de artar bile. Hee tabi, “sanatçı”ların nadirliği ve “ne”liği de gün yüzüne çıkmış olur böylece.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.