farewell

 

Rüzgâr hafif esiyordu. Deniz kenarına çay içmeye inerken etrafta çıt çıkmıyordu. Dalgalar ise kime kızdıklarını anlamadığım bir şekilde kıyıyı dövüyordu. Sürekli gittiğim Salih Abinin çay bahçesindeyim. Biraz kirli ama her tarafı ağaçlarla kaplı, geleni gideni belli bir yerdi. Ben her zamanki köşeme geçip oturmadan “bir oralet” diye ses yükseldi gençlerin oturduğu masadan. Gülümsedim. Ne çok gülmüştü oralet içişime. Ne çok eğlenmiştik tanıştıktan sonra. Yıllar nasıl da geçmiş. Yalnızım. Epeydir. Pek kimseyle dolaşmıyorum ve buluşmuyorum da. İçimden gelmiyor. Onunla da uzun zamandır görüşmüyoruz. Geçenlerde nasıl bir tevafuk ise bir başıma oturuyorken onu gördüm sahilde. “ne de çabuk geçmiş koskoca yedi yıl.” Yüzündeki çizgiler, derinleşmişler. Daha mutlu bakıyor gözleri. Gülüşü ise hiç değfarewell picişmemiş. Sıcacık. Ne kadar da yakışıyor ona gülmek. Gidemedim yanına, tuhaf çünkü bazen özlediklerimden uzak duruyorum sanki yük oluyormuşum gibi. Yanına küçük bir kız çocuğu yaklaştı, boynuna atıldı. Dört yaşında var yok. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Meğer uzaktan görmek, mutlu olduğunu görmek bile nasıl mutlu ediyormuş insanı, nasıl özlemişim, nasıl sarılasım var. “Dur gitme” diyen iç sesimle boğuşuyorum. Neredeyse hıçkırarak ağlayacağım. Kızı kucağına aldı ve uzaklaşmaya başladı, yerimden kalkamadım. Adeta yer çekimi oturduğum yerde yoğunlaşmıştı.Gururum muydu beni olduğum yere yapıştıran? “Hiç tanışmamışsınız gibi hayatından çıkışını izleyen o. Sen neden gidecekmişsin?” diye kulaklarımı sağır edercesine bir ses işitiyorum. Allah’ım, yardım et! Ben yerimden bile kalkamazken onlar nasıl da hızlı adımlarıyla gözden kayboldular. Bir daha gitmedim oraya. Hatta o şehrin herhangi bir yerine. O kadar uzağa gittim ki yüreğimdeki anlamlandıramadığım sıcaklığı ta en kuzeye giderek dindirmeye çalıştım. Çay tarlalarının yakınında ufak bir ev kiraladım. Ve neden orayı seçtiğimi hiçbir zaman anlamadım.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.