MÜNFERİT VAKALAR TEFRİKASI 4

Gece-gündüz, yaz-kış ya da ölüm-kalım demeden sürekli gezmeyi severdim çünkü. Beni bu hale getiren şey senin başkası veya başkaları olmaya çalışmanın yanı sıra hangi hâl üzere olacağını sürekli bulunduğun mekana göre ayarlamaya çalışman. Bukalemun musun mübarek?

Ne saçmaladı iki dakikada değil mi? Senaryo yazacağım diye izlediği bütün film  sahnelerinden kısım kısım kotardıklarıyla “daha önce hiç yazılmamış” naralarıyla döndü durdu odada bütün gün. En az 34 kere dedim kendini deli gibi yapma diye. (İstanbul’u çok sevdiğimden her şey için 34 kullanmak alışkanlık değil bir hobiydi benim için: 34 kere maşallah, 34 çarpsın ki, 34lük, 34 geçe…)

Takmış kafayı paltolu adama, sigaraya, sahile oraya buraya. Ulan  dedim, 34 kere, “İshak bak oğlum sen Türk değilsin, Müslüman da değilsin, hele doğulu hiç değilsin. Ne bu gecekondu çocuğuvari masallar” diye. Çıt yok. Biraz hiddetlendiğimi görünce hiç ses etmez, uzun uzun camdan dışarı bakardı. Alışmıştı. Onsuz bir yere çıkamıyorum, sohbeti çok keyifli şerefsizin. Ama şimdi hadi gel desem, iyice alınganlık yapar ve işi yokuşa sürerdi. Sinirli bir tavırla umursamaz davranarak “çıkıyorum ben, çok güzel bir yer varmış Balat’ta, ismi de Byzas Cafe” der demez doğruldu yerinden namussuz. İstemiyorum ayaklarına ısrar bekler hep. Huyuydu. Yer miyim ben 34 yıllık İshak numaralarını. Çıktık, usulca kapıyı kilitledi, bakkal Naci’ye başıyla hafif bir selam verdikten sonra yürümeye başladı. O önde ben arkada yürüyoruz. Onun bu hallerine alışık olmama rağmen her seferinde istisnasız gülümsüyorum kocaman kocaman. İshak’ı tanıdığımdan beri hep böyle ya önden yürür ya da arkadan. Eğer üç kişi varsa ortadan. Bunun sebebini hala çözemedim ama bence bir sebebi de yok. İshak işte, yine o tuhaf huylarından biri.

Biraz ilerledik ki durbyzas cafeup bana baktı. “Orası nere?”Bi’ zahmet rehberlik ediniz Ahmet” dedi. Sinirli, gergin ya da kızgın olduğu halleri hep böyle belli ederdi. Kişiyi kırmadan sizli bizli konuşarak. Hep çok naif. Tam bir beyefendi. Tebesüm edip yanına atıldım. Eski İstanbullulardan Christos Efendinin torunu Gül’ün sahibi olduğu Byzas Cafe, mavi ve toz pembe renklerle süslenmiş minik bir kahve dükkanı. Gül,  çok güzel bir kadın. İshak uzun zamandır kendini sevmeye kapattığı için buraya bilerek getirdim onu. Gül’ü tanırım, hoş kızdır;  üstelik İshak’a iyi gelecek çok güzel bir ruhu var. Çakal, kızı gördükten sonra bütün halet-i ruhiyesi nasıl da değişti. Gülmeler, bakışlar, şakalar, komiklikler… Az evvel babası ölmüş gibi gezinen İshak gitti yerine Nejat Uygur geldi.

 

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.