Çok üzülünce, sarılabileceğimiz biri olmaz ya yanımızda, ötesi ölüm. Çok sevince çok üzülürüz ya sonrası tuhaf, karmaşık. Bazen tüm yükü alayım der de altına gireriz ya, gücümüzün önemi yok, ötesi ölüm. Duvarlara bile küseriz bazen, konuşmak istemeyiz ya işte ötesi ölüm. Sessizliğe tıkalıdır kulaklarımız, ötesi ölüm. Yanında ağlayabileceğimiz biri yoksa hayatta, ötesi ölüm.Read More

Zamanın Peşinde

     Umutlarımızı parmağına dolarken      Aleyhimize işliyor zaman      Yok oluşunu     Durup seyrediyor      Suretler, hayret!     Vakit geçmek biliyor doğrusu     Hem hızla     Tükeniyoruz     Ve biz kaybediyoruz     Çocukluğumuzu önce      Kesildi toplar      Ellerimiz bomboş, gözler koşuyor     Yükselen balona     Gençliğimizde  Read More

DOĞU NEDEN ASLA OLAMAZ

la femme n’existe pas’ya başka bir açıdan bakalım: şimdi kadının arzuları/çocuk doğurma isteği ancak ve ancak phallus sahibi olmak istemesiyle açıklanabilir. son yıllarda orient’te meydana gelen teknolojik ve ekonomik atılımlar orient’in asla sahip olamayacağı phallus dikme çabasından başka birşey değildir, salt bu yüzden orient kendi felsefe dilini oluşturamazken, bir kaç ülke teknolojik ve ekonomikRead More

Sayıklamalar-I

Eyfel’in tepesi. 320 metre. Kuş gibi kuş. Kalbimin içine içine dolan bir hava. Aklımda hep aynı soru, ben neredeyim? Paris’te. Paris’te ne işim var benim? Paris’te işim ne? Gülmek sana çok yakışıyor. Eyvallah. Garipseme “eyvallah” deyince, her şey ikimizi dünyanın birer ucuna bırakan Allah’tan değil mi?Ben neredeyim? Eyfel’in zirvesinde. Kulaklarım tıkanıyor. Benim yükseklik korkumRead More

Hayvanseverden “Hayvana” Dönüşüm

Aslında başlıkta “hayvana dönüşüm” derken insana hakaret unsuru gibi kullandım ama sebebini ben de bilmiyorum. Keşke dönüşebilseydik. Çünkü burada bahsedeceğim şeyi hayvanlar asla yapmazlar. Onlar özgür, rahat, barışçıl ve doğayla uyumlu canlılardır. Bu yazıyı geçenlerde gördüğüm çok güzel irili ufaklı ama anlam dolu yapılardan etkilenerek yazmaya karar verdim. Kuş yuvaları. Osmanlı mimarisinin en güzelRead More

Düş-sesler/1

“Şu iki kitapçığın arkalı önlü fotokopisini rica edebilir miyim?” Tabi. Neydi o arkeoloji çevirisi dersinin defterine yazıdığım şiir? Ha Sezai ha ping-pong masası. Evet. Tak tak ta-tak tak. Ha ben ha fotokopi makinası. Kısa dönem planlarım arasında, arkalı önlü fotokopi çekmeyi becerebilmek var. Masa tenisi öğrenmek sonra. Neyse ki makinalar benden akıllı. Şakaklarıma doğruRead More

Postmodern Pandemi: Düzenimiz Bozulmasın

İnsan, düzeninin bozulmasından korktuğu için harekete geçmez. O anki durumunu muhafaza etme güdüsü ve içten içe daha iyiye kavuşma isteği –yani bencilliğin babası- onu haklı olduğu davada haksız kılar. Pısırıklık, ruhuna öyle bir sirayet etmiştir ki vücuduna dahi tesir eder. Gözlerinin ışığı değişir. Ellerinin duruşu değişir. Yüzünün rengi cephe değiştirir. Oysaki anlattıkları veya yarımRead More

Bana Biraz Zaman

Bana biraz zaman, Başlayamam unutmadan. Yine yalnızlığa sığınırım Süzülür, dökülür, durulurum. Bana biraz zaman, Belki iyileşirim bile; kimse anlamadan, Güneş batmadan, geceye kalmadan. Bana biraz zaman, Neden bu haldesiniz diye sormadan, Düşünün bir kez, Hangi kopma, tamamlanır hiç acıtmadan? Bana biraz zaman, Normalleşemem, ağlayıp sızlamadan, Dolaşıp isyanın kıyısında, Yaratan ile arama, kimseyi sokmadan. BanaRead More

Seçimler Nasıl Olsun?

  Bence, insanları hiç böyle büyük yüklerle (oy verme) yormamalı. Ne gerek var, çoğu zaten ne yaptığını bilmiyor değil mi? Her şeye dair fikri olanlar bir koltuğa oturanlar ise diğerlerini yormaya gerek olmasın. O sebeple benim önerim şu yönde, gene bir seçim söz konusu ama baş ağrıtıcı değil. Her 3.5 yılda bir yapılacak olan buRead More

HERR MANNELIG ne yaptın sen

Efendim, öncelikle linki verilmiş olan şarkıyı çok severim çünkü şarkı daha doğrusu halk türküsü alt zemin olarak çok yoğun ve sosyo-tarihsel olarak bize birçok veri sağlamaktadır. Dahası halk türküsünde troll kadının Hristiyan bakış açısıyla anlatılmış hikayesi bana çok acıklı gelir. Doğru düzgün bir edebi eleştirisi olmayan bu sevdiğim halk türküsünü ne zaman dinlesem yüreğimRead More

Jardin du Luxembourg ve sancılar

Yalnız mısın peki? Evet. Nicole’ün hazan bakışları düşüyor üzerime. Bitti. Başka konuya atlıyoruz hemen. Haydi. Yalnızım Nicole, gerçekten, hayır belki de abartmıyorum, belki de yüzünüze dokunduğu kadar acı, “Yanımda bir oyun var, istersen onu oynayalım” dediğiniz kadar yalnızım. Konuşun benimle Nicole. Siz de yalnızsınız. Size teyze diyebilir miyim? Kaç yaşındasın? Yirmi beş. Acınacak yaştayımRead More

KARARSIZCA

Uzunca bir süredir düşünüyorum şu anda içerisinde bulunduğumuz uyuşamama halinin sebebi ne ola ki diye. Peşinen söyleyeyim yazacaklarım belki yalnızca beni sadece beni bağlar. Çok uzun zaman önce yaşadığım ruhsal krizler sonucu bu sorgulama sürecine itilmiş buldum kendimi. Sanırım hemen hemen herkesin başından geçen ya da geçmesi muhtemel bir seviyle başladı çatışmalarım. O zamanlar,Read More

YERELDEN

Eski evimizin hemen karşısındaki kıraathanede abilerimiz, amcalarımız okey oynar, batak atar, karbonatlı çay içerek zaman geçirirlerdi. Yazın en sıcak günleriydi, ayrıca kurak geçmiş bir bahar mevsimi dolayısıyla sık sık su kesintileri yaşanıyordu Sivas’ta. Yine böyle bir gün, karşımızdaki kıraathaneyle evimizi bölen tozlu yolun üzerinde seyyar  karpuz satıcısı “kaaarpuğğz! kesmece bunlar, gel ağbi gell!” diyeRead More

Dilenciler Şerefsiz Midir?

Bu yazıdaki hedef kitlem büyükşehirlerdeki insancıklar. Konumuz da dilenciler. Hiç ummadığınız bir yerde karşınıza çıkan insanlardan bahsediyorum. Okula giderken akbil bastığınız yerin hemen gerisinde, liseden arkadaşlarınızla senede bir toplandığınız gün kafenin çıkışında, yürüdüğünüz yol kenarında… Her yerde. Zaten görünce tanıyacaksınız. Kucağında bebeğiyle el açan kadın: Bu tip, genellikle sahtekardır. Hatta geçenlerde o çocukların uyumasının sebebininRead More

Baûda’nın Vızıltısı

   ” Benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.” demişti Hz. Peygamber.     Biz yalnızca işitmiş ve itaat etmiştik. “Sadaka Resulullah!” demiştik hep bir ağızdan. Allah’ın elçisi şüphesiz doğruyu söylemişti. Halbuki bu bir çağrıydı. Belki de tam anlaşılamamıştı, hiçbir zaman.  Davetti bilgiye. İnsan en çok bilmediğinden korkmaz mıydı?Çünkü bilmek; tanımak, sahip olmaktı. Bilinmezsen  yoktun,Read More

Tarihçi Entelektüel Olmalı Mıdır?

                      Tarihçi, geçmişte insanın bulunduğu, temas ettiği ve etkileştiği her şeyle ilgilenen, araştıran ve bulgularını sunan, aktaran kişidir. Yani, geçmişin felsefesi, toplumsal olayları, ekonomisi, bilimi ve teknolojisine dair her şey tarihçinin alanına girer. Tarihi bütün bilimlerin ve disiplinlerin şemsiyesi olarak tanımlasam abartmış olmam, çünküRead More

Şeyin Üç Beşi

Adına bakmaya üşendiğim… Bir kitapta ne olduğunu öğrenmenin, anlamaktan çok anlatmaya yaracağı için, bende garip bir his hasıl oluyor. Belki bu bencilliğin, belki de içindeki bir parça mahremiyetin bana vereceği lezzeti elimden alıyor.Uykularımı kaçırıp kaçırıp beni bir köşeye atacağını düşündüğüm his. Kökü neredeydi? Bu heyula nerede ivme kazanmıştı? Bölüp parçalamak mümkün müydü? Yoksa kolayaRead More

Adam Olma Prosedürleri

Başbakan olmak için çobanlık yapmış olma önşartı aranmalı. Burnu yerde gezmeyi ve mikroyu öğrenir. Belediye Başkanı olmak için adayda şehrin otobüslerini, tramvayını, trenini, vapurunu en az 1 yıl boyunca kullanmış olma şartı aranmalı. Ayrıca trafiğin en yoğun olduğu saatlerde trafikte bulunmuş olmalı. Böylece çile nedir, nasıl iyileştirilir öğrenmiş olur. Milletvekili olmak için yıllık hizmetRead More

Benim Fikrim + Senin Fikrin = Benim Fikrim

Birlikte olmak zordur. Zor değil de bize zor gelir. Çünkü biz ben nesliyiz. Bu bizi öyle farklı bir platforma çıkarıyor ki çelişki içerisinde bin bir çelişki. Şöyle. Hem herkesin düşüncesi, 21. yüzyılın amele felsefesine göre, aynı değerdedir hem de biz herkesten farklıyızdır. Görünürde pek de çelişkili durmuyor, ama aslında işin babası bu. Biraz eğileyim.Read More

perdeler ve saire

Perdeler var, çok kalın. Zarifoğlu demişti. Bizi duvarla kendi arasına sıkıştıran deri perdeler; nefesimiz kesen, sonra huzura doğru bir adım daha bahşeden. Perdeler. Koyu kırmızı. Perdelerin ardından yükselen sesler. Kalbi şerha şerha yaran, aklı zerrelere ayıran, bedeni ruhtan ayrı düşüren yakarışlar, gözyaşları, haykırışlar, iniltiler. Baş dönmesine eşlik eden mide bulantısı. Şoför, “Uyumak istiyorsanız, aracınRead More

AMCAMIZIN OĞLULAŞAN

Derin derin nefes aldı, hafifçe başını ileriye doğru uzattı. Gövdesinin başını takip ettiğini farketmeden: -Seni seviyorum, dedi. -… Olmayacaktı, pat diye söyleyecekti: -Kendimi yoketmek istiyorum. -Na-nasıl yani? -İşte öldürmek. Ölümü ilk defa yokolmakla aynı kefeye koymuştu. Son zamanlarda zihnine fazlaca tecavüz eden “görünür” onu böyle konuşmaya itmişti. Sigarasını dudaklarına götürüp gözlerini diktiği güzel ellerinRead More

CEKETİM KOKARKEN YAĞMUR

Ben kızlara “selam!” diyorum, böyle seküler onlar da başkalarına –ayakları paradoksal bir cinin sabah oluyor oluyor akşamı, “ya bizim bir Petrus var; ama nasıl, işte, şey… bak diyor: bu çocuk gül gerecek sak layacak; gâh bak gâh buraya yazıyorum. bitmiyor çatışmalar, gülüyorum insanın kendi kardeşini günülemesi gibi(-dir) İsa kayıyor elimden, elimden kayan İsa önündeRead More

Muhafazakarlar neden pısırıktır?

Bir fikri savunmak, bir “doğru”ya inanmak ile onu göstermek arasında Hicaz’dan Yemen’e kadar fark var. Türkiye’de muhafazakar camiada bu akide-temsiliyet çatışması daha bir görünür halde. Belki son yıllarda azıcık kırılsa da aynı tas aynı hamam devam. Sözgelimi ben solcu veya marksist kardeşçiklerimizin bu konuda daha cesur olduklarını biliyorum. Milliyetçiler de aslında aynı kategoride. FakatRead More