sahnesi kesilen figüran

Sonsuzluk boyunca ölüsün; ama sadece ufak bir an için hayattasın.

Lilja 4-ever, 2002

“İllüzyon” başlıklı yazısında Tekin Ahmet şu soruyu sormaktadır kim olduğunu bilmediğimiz muhatabına:

“Bazı insanlar neden hayatımıza girer? Bazıları giderken, bazıları neden bir parçamız olur?”

Muhatap olarak kendimi addedip cevap vermek niyetiyle yazının başına oturdum. Böyle bir sorunun cevabı için sanıyorum ki evvela hayat denen şeyin bir tasvirini yapmak gerekir. Nedir yani bu hayat? Neresinden girilir neresinden çıkılır? Eğer pek düşünülmüş cevabımız nefesimizin kesildiği ana kadar geçen o upuzun fonksiyonlar süreciyse, ufak bir problemimiz var. Bu demektir ki aslında bu insanlar hayatımıza ne giriyorlar ne çıkıyorlar, bahsettiğimiz hayat bir film karesi yahut kısacık bir tiyatro sahnesi mi ki girişi çıkışı olsun? En basit tanımıyla bir oyunun bütünü bu yaşam denen şey, filmin ta kendisi yani. Eğer filmin bir saniyesinde bile varsam, diğer bir sürü saniyede olmasam bile kim diyebilir ki ben artık o filmin hiç kimsesiyim. Kimsecikler diyemez.

Varacağım noktaya gelecek olursak, hayat sahiden de bir illüzyondur ve biz dikkatli bakıp özüne vakıf olduğumuzu zannederken aslında anlamanın yakınından dahi geçemeyiz. Kimimiz ucuz gençlik filmlerinden duyduğumuz kadarıyla “an” denen o birkaç saniyeye hayat deriz, kimimiz ise sözde rasyonel bir şekilde yaşanan o altmış yılı çöpe atmak istemeyiz. Öyle ya da böyle bize kar kalan o değişen zaman dilimlerinde kazandığımız birbirinden farklı ruhlardır. Hayatımızdan çıkıp gitseler veya çıkamasalar da bize bıraktıkları emanetlerdir. Gerçekler, yalanlar, kehanetler, özlemler, dualar, küfürler, dil sürçmeleri. Hepsi kalıverir.

…bazısı gittiğinde bıraktığı acı.

Tekin Ahmet

Yazar dikkati kalanlardan sadece birine çekmeye çalışmaktadır lakin bu biraz haksızlık değil midir? “Gittiğinde” der, gerçekten gitmiş midir? Eğer bir gün çok merak ederseniz size kalanın ne olduğunu, o zaman düşünmek lazım gelir. Neyi ezberlediğinizi, nerede durduğunuzu, hangi toprağın parçası olduğunuzu düşünmek. Ettiğiniz yeminleri, döktüğünüz dilleri ve dualarınızı… Bunlar sizi yola aidiyetinize, gerçekten bir ömür veya bir an yaşadığınıza inandırır. Hayatınızın bir köşesinde bulunmuş olan tüm insanların gerçekliğine ve süreğen varlığına dayanmanızı kolaylaştırır. İşte o zaman gidenlerin (!) bıraktıkları, siz bir oyundaymışsınız da ebe sizi unutup gitmiş* gibi hissettirmez.

Tüm bunlar elbette, bitkileri dahi strese sokacak türden şeyler. Si je vis size bir gün de onlardan bahsederim.

*Tarık Tufan – Ve sen kuş olur gidersin

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın