ABDULHELÂK 7: BUMERANG

  Aynanın karşısında durmuş kaybolan sesimi arıyordum. Bakıyordum. Bakmak, iniltisi olmuştu gözlerimin, ama ben yine de arıyordum sesimi. Uçup gitmişti sanki ağzımın karanlık kuşu. Yazgımın tel’in kurşunu sıkılmıştı sanki dönülmez boşluklara. Beyaz bir kelebeği yutmuştu sanki dünya. Yoktu ağzımda, dilimde, bedenimde,Read More

ABDULHELÂK 6: MASATTAKİ HIÇKIRIK

Sokaklara çıktım, sokaklar boğuldu. Sokaklara çıktım, sokaklar bende boğuldu. Kendime çıktım, insanlar boğuldu. İnsanlar boğgundu. İnsanları insanların üzerinden çekip güneşi aradım, göğü aradım, göğe çıktım, göğler boğuldu. Güneşi araladım, yağmur boğuldu. Yağmuru araladım parmaklarımın ucuyla uzak bahçelerin hiç duyulmadık şarkılarını aradım.Read More

ABDULHELÂK 4: Tağut

             Kendi bademciğine elleriyle asılan bir adam titrese, onulmaz ve geri dönülmez şifasız bir boşluğa devrilecekti. Sargın durduğu yere bulaşması da bu boşluğun tesiri ile değil mi idi zaten? Göç eden trilyonlarca bufalonun çıkardığı gürültüyle parçalanıyordu beynim:Read More

ABDULHELÂK 3: ÇÜN

Yürü Helâk, yok oluşunun solgun ve çözgün tülünü sürü ardından. Ruhunu, evreni örten kara tülün dantelasında sürü. Sürü Helâk, sürü. İçinde durmak bilmeyen bir doğurganlıkla coştukça coşan, hepsinin bir, birinin kendiyle sonsuz olduğu o yalnız sürü; yapayalnız sürü: Hepsi, birbirinin aynıRead More