İnfial

Yol yürüdük, yokuşlar aştık, tükenen bedendir Gözler çürüttük sayfalarda, eskiyen defterdir Hangi sevdayı geride bıraktıysa bıraktı gönül Ne pişmanlık ne bir nedamet, bilseler nedendir Yarın gelecek, dün geçecek, kaybolan mekandır Sadırda çile, sırtta ağır yük, hayli yamandır Tahir seladır işitilen, yokuş yukarı yollarda Yitecek dost, kaybolan yaren, elbet imtihandır Zaman zehir, zaman panzehir, zamanRead More

Kahve-rengi

“Kargonuz var!” diyen bir ses ofis telefonun ucunda. “Bana mı?” diye sormalar sonra. Uyudun mu, geldin mi gibilerinden saçma sapan bir soru işte. Vazgeçilmez de tabi. Bana kimse bir şey göndermez arkadaş. Bir başkasının paketini alırım her zaman girişteki güvenlikten. Orkideler gelir, kutu kutu çikolatalar sonra. Elbiseler, ayakkabılar. Nasıl oldu diye gösterilir bir de,Read More

zamaniçre

“Ben yola aşığım, çünkü üzerinde tanıştık.” Bi’ kahve daha. Double espresso olsun lütfen. İlk yudumun huzuru. Birkaç satıra sığınmış okunaksız harfler: beynim bir şehrin geridönüştürülemez çöplüğü. Gittikçe yükselen sesler. Mırıldaşan çiftler, ders çalışan saçıbaşıdağınık öğrenciler, gözlüklüvemesafeli memurlar. Arkadaşlar, biraz sessiz olabilir miyiz, bakın üçüncü kahvesini istedi kızcağız. Hanımefendi siz de kendinize gelin, çok içtiniz.Read More