Şemsiyemin Ucu

Buralara kışın hep yağmur yağar. Eğer şanslıysanız şu karşıki tepelerin zirveleri bazen beyaza çalar, o da birkaç günde yok olur gider. Tabiri caiz olmaz ama buralarda yağmurlar hep arsızca yağar, rüzgarla sırt sırta suratınızı ahlaksızca döver. Sokakta kediler yorulur kaçmaktan, yağmura çoktan alışmış zavallılar. Köpeklerin gözlerinde çaresiz bir bıkkınlık, sığınacak ne bir ağaç altı ne de bir kuytu köşeleri kalmış.

Fakat yağmur yine de hiç durmaz. Sanki bir şeylerden intikam alırcasına, hangi günahı paklayacağını umursamadan fütursuzca saldırır. Keşke üstesinden gelemediğimiz sorunları da alıp götürse şu yağmur, önüne kattığı çer çöp gibi. Lakin, biz korkuyoruz ıslanmaktan. Bence ıslakken daha bir hüzünlü, daha bir utangaç oluyor insan; fakat kesinlikle hiddetli değil. Belki bu histen hiç sevmiyorum yağmuru hatta nefret ediyorum. Çaresiz, çıplak ve çocuksu bir mahcupluk dökülüveriyor. Aniden ortaya çıkıverecekmiş gibi tüm sırlar. Kat kat giyinip çıkıyorum her seferinde evden. Yanımda kesinlikle bir şemsiye yaz kış. Bir tane annemin evinde, bir tane de onun. Ne zaman yağmur bastırır belli olmuyor. Hatırlıyorum da bir keresinde fena takmışlardı buna. Onlara göre bu bir takıntıydı, rahmetten kaçıştı. Şehrin kanalizasyon akan sokaklarında ıslak sıçan gibi dolaşmak gerekiyordu belki. Hakikaten lağım akıyor bu şehrin sokaklarından. Paçalarına kadar boka batmak tabirinin metafor olmadığı bir hal. Elbette şemsiyem koruyamıyor beni. Ne var ki mecazi olarak da batmışım zaten.

***  

Saat altı oldu, muhtemelen güneş de batmıştır. Şu kalın perdeleri nereden bulup getirmişler. Gündüz vakti kabre koyuyor insanı. Kendisinden de haber alamıyorum uzun zamandır. Hayır, güneşten değil; ondan. Anlatacaktım her şeyi olsa.  

[Devam edecek.] 

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.