Kahramanlığın Tekinsizliği Üzerine

Yukarıdaki başlık, Tekin Ahmet’in bu güzide edebi mecrada neşrettiği “Kahraman” adlı denemesine göndermede bulunuyor. Dolayısıyla bu yazının kaleme alınma amacını ve içeriğini de söz konusu deneme oluşturuyor. En sonda söylemem gerekeni en başta söyleyecek olursam, yazarın kahraman ve kahramanlığa dair dikotomik (arkaik dememek için) yaklaşımının ve popülist tasavvurlarının, temelsiz olmamalarına rağmen, bir şekilde insanı huzursuz edici unsurlar barındırdığını düşünüyorum. Bu yazıda, asla dört başı mamur bir metin/söylem analizi gerçekleştirme gayesi gütmediğimden, adı geçen denemeyi derinlemesine ve kalıplaşmış bir bilimsel incelemeye tabi tutmayacağım. Bunun yerine onu daha öznel bir bakışla ve bir o kadar da samimi bir hissiyatla değerlendirmeye gayret edeceğim.

Özgüven pompalayan, zoraki olumsallık kastıran bir tür kişisel gelişim kitabından (evet saçma ama çok para kaldırdılar bu janrdan) fırlamış gibi duran “Kahraman” bu masum iyimserlikle acaba nelerin üstünü örtüyor, neleri gündemimizden çıkarıyor diye düşünmeden edemiyor insan. Bir kere, “Kadın ya da erkek, genç yahut yaşlı; herkesin bir kahramanı var.” savına katılamadığımı üzülerek belirtmek isterim. Zira yazar her neyi kastediyorsa o şeyden bende yok. Bu hususta bir istisna teşkil ettiğimi ya da bunun bir anomali olduğunu da düşünmüyorum. Benliğimin, yazarın ifade ettiği “kudret” yerine ıstırap dolu olmasının bunda bir dahli olmadığına göre sanırım “hayat şartlarım, beni bir şeylerden noksan bırakan süreçler ya da makus kaderim” bir kahraman seçmeme kabil gelemedi. Kim bilir…

Kahraman ve kahramanlık olgusunun yazar tarafından bu denli vazgeçilmez, sine qua non bir ihtiyaç olarak görülmesi elbette şaşırtıcı değil. Fakat kahramanların ve kahramanlığın bu kadar olumsallanması, hatta kutsanmasının hiç mi tehlikesi yok? Kaldı ki bunlar için sabit tanımlar belirlemek veya tutarlı ölçütler tayin etmek de mümkün değil.  Bu, kuru bir göreceliliğin ötesinde, tam olarak bu kahramanların ulusal veya küresel ölçekteki mücadelelerinin, kapışmalarının veya kahramanlık yaratımlarının “içinde yaşadığımız bu güzel dünyamızı” yaşanmaz kılmasıyla ilgili. Yazarın kahramana yüklediği “rehber olma, sevme, sevdirme, öğrenme, öğretme, kurtarma, savunma, feda etme…” hasletlerinin yanına bittabi nefret etmeyi ve ettirmeyi, rakip kahramanlara tahammülsüzlüğü ve onları ortadan kaldırmayı da eklemek gerekir. Lafı daha fazla uzatıp burayı tarihten mükerrer örneklerle doldurmanın lüzumu yok. Bir kahramana ihtiyacımız olmadığı gibi birilerinin kahramanı olmaya çalışmanın da bir anlamı yok.  Hasılı kahramansız bir dünyada kahırsız bir hayat diliyor, selam ediyorum.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın