İlhami Periler

Rüyalar… Birbiri ardına sayfalar… Kelimeler sanki sağanak ya da doluya tutulmak…

Allah’ım, kalemime dayanma gücü ver ki insanlık bu ulviyetten mahrum kalmasın. Onlar cahil mi cahiller, sanattan, meşkten, edebiyattan ve hayattan anlamazlar. İzin ver gösteriyim onlara kelimenin ardındaki sırrı.

Neyin etkisiyle bilinmez, bu cümleleri mırıldanıverdi masanın başına oturduğunda. Acizdi, ve bunu kendi de biliyordu. İnkar da etmezdi zaten. Ama bir tuhaflık vardı. O ne anlardı ki kelimeden ve kelimenin ardındaki sırdan. İnsanlığı kurtaracak bir metin de kaleme alamazdı zaten.

Korkmuştu. Dehşet, ve elbette büyük bir mahcubiyet içinde uyanmıştı. Tam olarak tanımlayamadığı çapraşık duygular arasında gidip geliyordu. Saate baktı, gece iki otuz ikiyi gösteriyordu. Korkmuştu, ve korkmak onu feci şekilde susatırdı. Yatağın içinde doğruldu, şöyle hızlıca bir düşünür gibi yaptı. Evet o çocuğu öldürdüm, dedi. Sonra ekledi, Ama neden? Esaslı bir cevap arıyordu. Su içip tekrar yattı. Sabahleyin her zamanki saatte kalktı. O dehşet dolu anlar bir an olsun gözünün önünden gitmiyordu. Neticede bir rüyaydı ancak kafayı yemekten korkuyordu.

Evet doğru hatırlıyordu. Orası, o mahalle, o ev. Çocukluğunun acı tatlı anılarıyla örülmüş o sokak, yamalı asfalt. İşte olay yeri burası. Sarı-siyah şeritlerle çevrelemeli miyim acaba, diye düşündü inceden. Sonra, yakalanırım korkusuyla hemen vazgeçiverdi bu hevesten. Polise her zaman karşı olmuştu. İdeolojik bir sebepten değil elbette. Korkardı onlardan, ve korkunca susardı. Bir bardak su daha içti. Adet edinmişti bunu. Bir yerlerde mi okumuştu tam hatırlamıyordu ama bir keresinde annesi bir bardak su vermişti tüm evi birbirine kattığında, her yerde ölü insanlar görüyordu. Doğmadan ölen insanlar. Annesi zorla içirmişti bu suyu, yedi kez okunmuş üflenmişti. Şifa olsun diye bin bir zahmete girmişti.

Bodrumdan bozma, güneş görmeyen bir ev, beyninin kıvrımlarından çıkıp adete öylece karşısında dikilmişti. Evet doğru hatırlıyordu, o çocuğun eviydi. Hiç sevmezdi onu. Aslında babası iyi bir insandı, ama çocuğu hiç sevmezdi. Soğuk bulurdu, dahası sinsi ve şımarık bir tip olarak görürdü onu. Ama neden öldürmek istesindi, bunu bir türlü çözemiyordu. Şimdi evin içindeydi. Onca sene sonra, her şeyi en ince ayrıntısına kadar görebiliyordu. Bu nasıl olabilirdi? Olaylar hızlıca gelişiyordu, fakat her şeyi tüm çıplaklığıyla hatırlayabiliyordu.

Hepsi bir anda olup bitmişti. Üstü başı, evin her yeri kızıl kandı. Soğukkanlı demek az kalır, yıllarca bu işi yapıyormuş gibiydi. Sanki her şeyi planlamıştı. Dışarı çıktı, merdivenlerin altında kuytu bir yer buldu. Hızlıca bir çukur kazdı. Merdivenlerde bir tıkırtı duyunca dizlerin bağı çözülmüştü. Seslerin arasından bir sesi hemen tanıdı. Çocuğun babasının sesiydi. Fakat kimse onu görmedi. Biraz olsun rahatlamıştı. Ancak bu huzur çok da uzun sürmedi. Nihayetinde, her şeyin mümkün olduğu zaman aşkın bir evrendeydi. Ortalı birbirine girmişti. Herkes o çocuğu arıyordu. Ne yaptığının farkına ancak varabildi. Pişmanlık mı yoksa korku mu?

Evet korkmuştu, ve korkuca susardı…

 

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.