Or’dan Yüz Gram Okuyucu Tartar Mısınız Lütfen

Edebiyat dediğimiz şu kurmaca dünyanın “niteliği” veya “niceliği” üzerine kalem oynatabilecek –ortada bir cihan harbi olduğunu düşünmediğimden ve edebiyatın diline şiddeti hakim kılmanın ne denli büyük hezeyanlara yol açacağını bildiğimden kılıç sallamayı ya da tüfek kuşanmayı tercih etmeyeceğim- en son kişi benimdir belki de. (Fakat iş başa düşünce bir kere, hizmet adamı olmak lazım yine de.) Zira, öyle yazı dersleri almadım, hikaye nasıl yazılar, roman nasıl kurgulanır, hangi söz kalıbı nerede daha şık durur veya eleştirinin on altın kuralı nedir, bir edebiyat dergisini nasıl daha çok satarsınız, ya da her türden yazılar kaleme aldığınız bir edebiyat sitesinin “tıklanmasını” nasıl artırırsınız gibi “modernizm”in sıradanlaştırıcı ve düzleyici formasyonuna tabi olmadım hiç. Pazarda da çalışmadım ki “malın iyisinden” anlayayım. Eğer bir şey hoşunuza gidiyorsa, bir şekilde fikrinize ve gönlünüze dokunmuşsa, o sizin için kaliteli (nitelik) bir çalışmadır, anlamlıdır; velev ki yüz elli milyar insan (nicelik) da aynı şeyi beğeniyor olsun.

Böyle bir konu hakkında lakırdı etmek oldukça lüzumsuz görünse de, ortada oradan oraya savrulan ve birbirine karıştırılmaması gereken önemli bir husus var sanırım. Geniş kitleler okusun için çırpınıp bayağılaşmakla, oturduğu yerden milyonlarca kişinin iltifatına mazhar olup ölümsüzleşmek gibi mesela. Bir de, niceliğin niteliği beslediği gibi bir “anlaşılmazlık” var etrafta. Nicelik nasıl olur da niteliği besler? Bunu anlamak hakikaten zor. Zira burada epistemolojik bir açmaz vardır: nasıl ki şu an benim oturmakta olduğum ve üç yıl önce tamamlanan şu çirkin binayı elli milyon insanın ziyaret etmesi onu daha estetik kılmayacaksa, bir kitabı dört yüz milyon kişinin okuması da onu daha nitelikli yapmayacaktır. Başka bir söyleyişi yeğlersek, tamamlan ver artık okuyucusuyla buluşan bir edebi metne olan ilginin günagün artması veya azalması ya da ilgiden mahrum kalmasının onun başta var olan yaratımsal nitelik varlığına hiçbir etkisi olamaz.

Bazıları örnek vermeyi de almayı da seviyor diye bir de şöyle ifade edeyim: bir kazan çorbadan iki kişinin içmesiyle yedi kişinin içmesi, çorbaya atılan tuz miktarını değiştirmez, aksine sadece çorba hakkında yargıda bulunanların sayısını artırır. Bu kötü bir şey midir? Elbette hayır; zaten mevzu da bu değil. (Çorba örneğini sevdiğinizi umduğum için orada devam edeyim.) Eğer ortada mükemmel bir çorba varsa kimse bunun ziyan olmasını istemez (israf haramdır). O halde bu çorbadan iki değil de, çok daha fazla kişinin içmesini kim istemez, değil mi? İşte tüm mesele de burada yatıyor. İnsanlar doysun için kaynatmaya başladığınızda o çorba kazanını, bu sizi aşçı yapar, hem de en iyilerinden biri.

Eğer bir fabrika işletiyorsanız bilemem ama, söz konusu olan başı sonu belli, artık okura ulaşmış edebi bir ürünse onun niteliği okuyan sayısı bölü yetkinlik durumları çarpı bilmem neyle artmaz veya bunlarla değerlendirilmez. Bu en başında yazarın kendine biçtiği bir görev de değildir zaten. Eğer bu amaçla yola çıktıysa da yaptığı şey edebiyat değil –bazılarının çokça birbirine karıştırdığı gibi- edebiyat boyasıyla süslenmiş ve bilmem hangi ideolojinin hatipliğini üstlenmiş bir safsatadır.

Gerçekten olmak istediğiniz buysa tabi.

Başarılar…

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.